İçeriğe geç
Eskişehir Medyam

Yaşama, gökyüzüne ve meraka açılan sayfa

Şaşırtıcı Bilgiler 4 dk okuma Selin Arıkan

Gökkuşağı Nasıl Oluşur? Işığın Damladaki Yolculuğu

Gökkuşağı gökyüzünde duran bir nesne değil, ışığın su damlalarında bükülüp yansımasıyla oluşan bir görüntüdür. Bu yüzden herkes aslında kendi gökkuşağını görür.

Yağmurdan hemen sonra güneş açtığında gökyüzünde beliren renk kuşağı, insanlığın en eski merak konularından biridir. Çoğu kişi gökkuşağını gökyüzüne asılmış bir nesne gibi düşünür; oysa o, belirli bir yerde duran bir cisim değil, ışığın su damlacıklarıyla karşılaşmasından doğan bir görüntüdür. Aynı anda aynı yere bakan iki kişi aslında birbirinden biraz farklı iki gökkuşağı görür. Bu tuhaf gerçeğin arkasında, ışığın kırılması ve yansıması gibi oldukça sade fiziksel olaylar vardır.

Beyaz Işık Aslında Karışımdır

Güneşten gelen ışık gözümüze beyaz görünür ama içinde tüm renkleri barındırır. Bu renkler farklı dalga boylarına sahiptir ve saydam bir ortama girerken farklı açılarda bükülür. Kırmızı en az, mor ise en çok sapar. Işık camdan ya da sudan geçerken bu ayrışma gerçekleşir ve renkler birbirinden ayrılarak sıralanır. Bir bardak suya batırılmış kaşığın kırık görünmesi de aynı bükülmenin gündelik hayattaki kanıtıdır. Gökkuşağı, bu ayrışmanın milyonlarca damlacıkta aynı anda gerçekleşmesiyle ortaya çıkar.

Bir Damla İçinde Neler Olur?

Havada asılı duran küçük bir yağmur damlası neredeyse küre biçimindedir. Güneş ışığı bu damlanın ön yüzeyine çarptığında içeri girer ve bükülür. Damlanın arka iç yüzeyine ulaştığında bir kısmı dışarı çıkar, bir kısmı ise aynaya çarpmış gibi geri yansır. Geri dönen ışık damlanın ön yüzeyinden çıkarken bir kez daha bükülür. İki bükülme ve bir yansımanın sonunda renkler belirgin biçimde ayrılmış olarak damlayı terk eder. Her damla bu işlemi kendi başına yapar.

Neden Hep Yay Biçiminde?

Damladan çıkan renkli ışık rastgele her yöne dağılmaz; belirli bir açı aralığında yoğunlaşır. Kırmızı ışık yaklaşık kırk iki derecelik, mor ışık ise yaklaşık kırk derecelik bir açıyla gözlemciye ulaşır. Gözünüz sabit bir noktada olduğuna göre, bu açıyı sağlayan tüm damlalar sizin etrafınızda bir daire çizer. Yerde durduğunuz için bu dairenin ancak üst kısmını görürsünüz ve gökkuşağı yay biçiminde algılanır. Uçaktan ya da yüksek bir noktadan bakıldığında tam daire görmek mümkündür.

Herkesin Gökkuşağı Kendine Aittir

Gökkuşağının konumu tamamen gözlemcinin yerine bağlıdır. Siz bir adım yana kaydığınızda, size ulaşan ışığı gönderen damlalar da değişir. Bu yüzden yanınızdaki kişi teknik olarak başka damlaların oluşturduğu bir gökkuşağı görür. Aynı sebeple gökkuşağının ucuna ulaşmak imkânsızdır; siz ilerledikçe görüntü de sizinle birlikte ilerler. Uzaklaştıkça küçülen ya da yaklaştıkça büyüyen bir nesne değildir, çünkü mesafesi diye bir şey yoktur. Gördüğünüz şey konum değil, açıdır.

Sırt Güneşe, Yüz Yağmura

Gökkuşağı görmek için basit bir kural vardır: güneş arkanızda, yağmur önünüzde olmalıdır. Ayrıca güneşin ufka yakın olması gerekir. Güneş çok yükseldiğinde oluşan yay ufuk çizgisinin altında kalır ve yerden görülemez. Bu yüzden gökkuşakları en çok sabahın erken saatlerinde ve ikindiden sonra fark edilir. Öğle vakti, güneşin tepede olduğu saatlerde gökkuşağı görme ihtimali oldukça düşüktür. Bahçe hortumunun ince spreyinde ya da şelale kenarında da aynı koşullar sağlandığında küçük gökkuşakları oluşur.

İkincil Yay ve Sönük Bant

Bazen ana yayın biraz üstünde, daha soluk ikinci bir kuşak görülür. Bu ikinci gökkuşağında ışık damla içinde bir kez değil iki kez yansır. Fazladan yansıma hem ışığın bir bölümünün kaybolmasına yol açar hem de renk sırasını ters çevirir. Bu yüzden ikincil yayda kırmızı içte, mor dışta kalır. İki yay arasındaki gökyüzü parçası çevresine göre belirgin biçimde daha karanlık görünür; bu bölgeye ulaşan damla ışığı neredeyse yoktur ve bu karanlık şerit yüzyıllardır gözlemcilerin dikkatini çekmiştir.

Renklerin Sayısı Gerçekten Yedi mi?

Gökkuşağının yedi renkten oluştuğu bilgisi yaygındır ama bu bir doğa yasası değil, kültürel bir alışkanlıktır. Gerçekte renkler kesintisiz bir geçiş halindedir ve aralarında keskin sınır yoktur. Kaç renk saydığınız, gözünüzün ayırt etme kapasitesine ve hangi isimleri kullandığınıza bağlıdır. Farklı kültürlerde gökkuşağı için üç, dört ya da altı renk sayıldığı bilinir. Damlaların boyutu da renklerin ne kadar canlı görüneceğini etkiler; iri damlalar daha keskin ve parlak, çok küçük damlalar ise soluk ve neredeyse beyazımsı yaylar oluşturur.

Kısacası gökkuşağı, gökyüzünde asılı duran renkli bir köprü değil; ışığın, suyun ve gözünüzün konumunun aynı anda kurduğu geçici bir düzendir. Sıradan bir yağmur damlası, doğru açıdan bakıldığında güneş ışığını renklerine ayıran küçük bir mercek gibi çalışır. Bunu bilmek görüntünün büyüsünü azaltmaz; aksine her defasında sizin için özel olarak oluştuğunu hatırlatır.